Bazı
günler vardır. Bok gibi geçeceğine tüm kalbinizle inanırsınız. İşte öyle bir
gün yaşıyordum. Bütün gün uyumak en büyük planımdı. Sonra biri aradı. Kendisi
Aydın’da okuyor. Görmeyeli o kadar oldu ki. Bir önce ki gün aramıştı. Her
telefon görüşmemizde olduğu gibi Fethiye’ye gelmediği için onu azarlayıp
kapatmıştık telefonu. Kıyamam dayanamayıp kalkmış gelmiş. Hiçlikle dolu günümü
doldurdu. Kahvaltı yapmadan gittim yanına. Akşam yemeğimi de yanında yiyecek
kadar durduk. Onu görünce hemen sarıldım. Gerçekten gelmişti. Giyinip yanına
gidene kadar geldiğine asla inanmadım. Hani sizin de eşek şakası yapan şerefsiz
bir arkadaşınız illa ki vardır. Onlardan biriyle karıştırıp gelmediğini
düşündüm. Ama yanılmıştım. Yanılmak bu kadar güzel olabilirdi. Oradaydı işte.
Gelmişti. Hem de benim için. Yalnızım diye depresyona gireceğim gün yanıma
gelmişti. Bu kadar harika biri yani. Sonra başka bir arkadaşını bekledik. O da
geldikten sonra kahvaltı yaptım. Tabi aralarında her an aç olan sadece ben
olduğum için sadece ben yedim. Onu bırakıp bileklik almaya gittik. En sevdiğim
renk olan mor bir bileklik aldık. Tabi bir güzel kazıklandı ama yakıştı yani
kerataya. Oradan başka bir arkadaşının yanına gidip oturduk. Oradan da gittik.
Benden önce tanıdığı, önceden benden daha yakın olduğu kim varsa uğradık ama
hep benim yanımda kaldı. Gidip nargile içtik. Yani sadece o içti bende izledim.
Onu dinledim. Bana olaylar anlattı. Ailesini, arkadaşlarını, okulunu… Dinledim
bende işte. Oraya da bir arkadaşı geldi. Sonra akşam yemeğine gittik.
Sevgilisini aradı orada. Bende konuştum kızla. Kızın sesi nasıl güzel anlatamam
ama. O kadar yakışıyorlar ki. Tabi bende çıksınlar diye az dil dökmedim. Neyse
yemeğimizi de yiyince harika günün sonuna doğru hızla yürümeye başladık. Otogara
gidip bilet aldık. Salak çocuk benden uzaklaşmak için 20 tl harcadı.
Anlamıyorum ne gerek varsa kal işte burada. Her gittiğimde icat edildiği güne
lanet ettiğim otobüsünün kalkmasına yarım saat varmış. Annemin beni öldürme
potansiyelini yok sayarak bankta oturup zamanı bekledik. Konuştuk öyle. Zaten
bütün gün hiç susmamıştık ki. Sonra oradan bir biber gazı aldı. Sevgilisine
götürecekmiş. Oranın ortamı kötüymüş her an yanında olamazsa diye almış.
İçimden kahretsin neden bana böyle insanlar denk gelmez diye geçirdim. Sonra
hemen anladım. Çünkü bana onu verdiği gibi işe yarayıp yaramadığını onun
üstünde denerdim. İşte bu yüzden asla mutluluğu yakalayamayacağım. Ondan sonra
zamanın geldiğini ve koca otobüsün bizim salağı beklediğini öğrendik. Hızlı adımlarla
oraya gittik. Sonra bana sıkıca sarıldı. Kahretsin neden her seferinde bu kadar
zor olmak zorunda. Yani çocuk öyle bir sarılıyor ki ‘’sizi kaltaklar bu çocuk
varken bana hiçbir şey olmaz’’ diye çığlık atmak geliyor içimden. Sonra da o
salak ozon tabakasını mahveden dört tekerlekli mal şeye binip gidiyor. Otogardan
nefret etmeme rağmen bu salağın beni önemsediğini hep burada fark ettim. Örneğin
onun için büyük anlamı olan türk bayrağını bana otogarda vermişti. Ve hep bana
otogarda bu kadar içten davranmıştı. Valizi kırdığımızda hiç kızmadığında da
beni önemsediğini anlamıştım. Ve yine beni önemsediğini belirterek benim için
geldiğini söyleyip gitti. Bir daha ne zaman geleceğinden emin değilim. Ama emin
olduğum bir şey var. Geldiğine mutlaka değecek. 17 Mayıs 2014 Cumartesi
Bazı
günler vardır. Bok gibi geçeceğine tüm kalbinizle inanırsınız. İşte öyle bir
gün yaşıyordum. Bütün gün uyumak en büyük planımdı. Sonra biri aradı. Kendisi
Aydın’da okuyor. Görmeyeli o kadar oldu ki. Bir önce ki gün aramıştı. Her
telefon görüşmemizde olduğu gibi Fethiye’ye gelmediği için onu azarlayıp
kapatmıştık telefonu. Kıyamam dayanamayıp kalkmış gelmiş. Hiçlikle dolu günümü
doldurdu. Kahvaltı yapmadan gittim yanına. Akşam yemeğimi de yanında yiyecek
kadar durduk. Onu görünce hemen sarıldım. Gerçekten gelmişti. Giyinip yanına
gidene kadar geldiğine asla inanmadım. Hani sizin de eşek şakası yapan şerefsiz
bir arkadaşınız illa ki vardır. Onlardan biriyle karıştırıp gelmediğini
düşündüm. Ama yanılmıştım. Yanılmak bu kadar güzel olabilirdi. Oradaydı işte.
Gelmişti. Hem de benim için. Yalnızım diye depresyona gireceğim gün yanıma
gelmişti. Bu kadar harika biri yani. Sonra başka bir arkadaşını bekledik. O da
geldikten sonra kahvaltı yaptım. Tabi aralarında her an aç olan sadece ben
olduğum için sadece ben yedim. Onu bırakıp bileklik almaya gittik. En sevdiğim
renk olan mor bir bileklik aldık. Tabi bir güzel kazıklandı ama yakıştı yani
kerataya. Oradan başka bir arkadaşının yanına gidip oturduk. Oradan da gittik.
Benden önce tanıdığı, önceden benden daha yakın olduğu kim varsa uğradık ama
hep benim yanımda kaldı. Gidip nargile içtik. Yani sadece o içti bende izledim.
Onu dinledim. Bana olaylar anlattı. Ailesini, arkadaşlarını, okulunu… Dinledim
bende işte. Oraya da bir arkadaşı geldi. Sonra akşam yemeğine gittik.
Sevgilisini aradı orada. Bende konuştum kızla. Kızın sesi nasıl güzel anlatamam
ama. O kadar yakışıyorlar ki. Tabi bende çıksınlar diye az dil dökmedim. Neyse
yemeğimizi de yiyince harika günün sonuna doğru hızla yürümeye başladık. Otogara
gidip bilet aldık. Salak çocuk benden uzaklaşmak için 20 tl harcadı.
Anlamıyorum ne gerek varsa kal işte burada. Her gittiğimde icat edildiği güne
lanet ettiğim otobüsünün kalkmasına yarım saat varmış. Annemin beni öldürme
potansiyelini yok sayarak bankta oturup zamanı bekledik. Konuştuk öyle. Zaten
bütün gün hiç susmamıştık ki. Sonra oradan bir biber gazı aldı. Sevgilisine
götürecekmiş. Oranın ortamı kötüymüş her an yanında olamazsa diye almış.
İçimden kahretsin neden bana böyle insanlar denk gelmez diye geçirdim. Sonra
hemen anladım. Çünkü bana onu verdiği gibi işe yarayıp yaramadığını onun
üstünde denerdim. İşte bu yüzden asla mutluluğu yakalayamayacağım. Ondan sonra
zamanın geldiğini ve koca otobüsün bizim salağı beklediğini öğrendik. Hızlı adımlarla
oraya gittik. Sonra bana sıkıca sarıldı. Kahretsin neden her seferinde bu kadar
zor olmak zorunda. Yani çocuk öyle bir sarılıyor ki ‘’sizi kaltaklar bu çocuk
varken bana hiçbir şey olmaz’’ diye çığlık atmak geliyor içimden. Sonra da o
salak ozon tabakasını mahveden dört tekerlekli mal şeye binip gidiyor. Otogardan
nefret etmeme rağmen bu salağın beni önemsediğini hep burada fark ettim. Örneğin
onun için büyük anlamı olan türk bayrağını bana otogarda vermişti. Ve hep bana
otogarda bu kadar içten davranmıştı. Valizi kırdığımızda hiç kızmadığında da
beni önemsediğini anlamıştım. Ve yine beni önemsediğini belirterek benim için
geldiğini söyleyip gitti. Bir daha ne zaman geleceğinden emin değilim. Ama emin
olduğum bir şey var. Geldiğine mutlaka değecek.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)