Bazı
günler vardır. Bok gibi geçeceğine tüm kalbinizle inanırsınız. İşte öyle bir
gün yaşıyordum. Bütün gün uyumak en büyük planımdı. Sonra biri aradı. Kendisi
Aydın’da okuyor. Görmeyeli o kadar oldu ki. Bir önce ki gün aramıştı. Her
telefon görüşmemizde olduğu gibi Fethiye’ye gelmediği için onu azarlayıp
kapatmıştık telefonu. Kıyamam dayanamayıp kalkmış gelmiş. Hiçlikle dolu günümü
doldurdu. Kahvaltı yapmadan gittim yanına. Akşam yemeğimi de yanında yiyecek
kadar durduk. Onu görünce hemen sarıldım. Gerçekten gelmişti. Giyinip yanına
gidene kadar geldiğine asla inanmadım. Hani sizin de eşek şakası yapan şerefsiz
bir arkadaşınız illa ki vardır. Onlardan biriyle karıştırıp gelmediğini
düşündüm. Ama yanılmıştım. Yanılmak bu kadar güzel olabilirdi. Oradaydı işte.
Gelmişti. Hem de benim için. Yalnızım diye depresyona gireceğim gün yanıma
gelmişti. Bu kadar harika biri yani. Sonra başka bir arkadaşını bekledik. O da
geldikten sonra kahvaltı yaptım. Tabi aralarında her an aç olan sadece ben
olduğum için sadece ben yedim. Onu bırakıp bileklik almaya gittik. En sevdiğim
renk olan mor bir bileklik aldık. Tabi bir güzel kazıklandı ama yakıştı yani
kerataya. Oradan başka bir arkadaşının yanına gidip oturduk. Oradan da gittik.
Benden önce tanıdığı, önceden benden daha yakın olduğu kim varsa uğradık ama
hep benim yanımda kaldı. Gidip nargile içtik. Yani sadece o içti bende izledim.
Onu dinledim. Bana olaylar anlattı. Ailesini, arkadaşlarını, okulunu… Dinledim
bende işte. Oraya da bir arkadaşı geldi. Sonra akşam yemeğine gittik.
Sevgilisini aradı orada. Bende konuştum kızla. Kızın sesi nasıl güzel anlatamam
ama. O kadar yakışıyorlar ki. Tabi bende çıksınlar diye az dil dökmedim. Neyse
yemeğimizi de yiyince harika günün sonuna doğru hızla yürümeye başladık. Otogara
gidip bilet aldık. Salak çocuk benden uzaklaşmak için 20 tl harcadı.
Anlamıyorum ne gerek varsa kal işte burada. Her gittiğimde icat edildiği güne
lanet ettiğim otobüsünün kalkmasına yarım saat varmış. Annemin beni öldürme
potansiyelini yok sayarak bankta oturup zamanı bekledik. Konuştuk öyle. Zaten
bütün gün hiç susmamıştık ki. Sonra oradan bir biber gazı aldı. Sevgilisine
götürecekmiş. Oranın ortamı kötüymüş her an yanında olamazsa diye almış.
İçimden kahretsin neden bana böyle insanlar denk gelmez diye geçirdim. Sonra
hemen anladım. Çünkü bana onu verdiği gibi işe yarayıp yaramadığını onun
üstünde denerdim. İşte bu yüzden asla mutluluğu yakalayamayacağım. Ondan sonra
zamanın geldiğini ve koca otobüsün bizim salağı beklediğini öğrendik. Hızlı adımlarla
oraya gittik. Sonra bana sıkıca sarıldı. Kahretsin neden her seferinde bu kadar
zor olmak zorunda. Yani çocuk öyle bir sarılıyor ki ‘’sizi kaltaklar bu çocuk
varken bana hiçbir şey olmaz’’ diye çığlık atmak geliyor içimden. Sonra da o
salak ozon tabakasını mahveden dört tekerlekli mal şeye binip gidiyor. Otogardan
nefret etmeme rağmen bu salağın beni önemsediğini hep burada fark ettim. Örneğin
onun için büyük anlamı olan türk bayrağını bana otogarda vermişti. Ve hep bana
otogarda bu kadar içten davranmıştı. Valizi kırdığımızda hiç kızmadığında da
beni önemsediğini anlamıştım. Ve yine beni önemsediğini belirterek benim için
geldiğini söyleyip gitti. Bir daha ne zaman geleceğinden emin değilim. Ama emin
olduğum bir şey var. Geldiğine mutlaka değecek. bir kuş olsa mavilik derdi buna
17 Mayıs 2014 Cumartesi
Bazı
günler vardır. Bok gibi geçeceğine tüm kalbinizle inanırsınız. İşte öyle bir
gün yaşıyordum. Bütün gün uyumak en büyük planımdı. Sonra biri aradı. Kendisi
Aydın’da okuyor. Görmeyeli o kadar oldu ki. Bir önce ki gün aramıştı. Her
telefon görüşmemizde olduğu gibi Fethiye’ye gelmediği için onu azarlayıp
kapatmıştık telefonu. Kıyamam dayanamayıp kalkmış gelmiş. Hiçlikle dolu günümü
doldurdu. Kahvaltı yapmadan gittim yanına. Akşam yemeğimi de yanında yiyecek
kadar durduk. Onu görünce hemen sarıldım. Gerçekten gelmişti. Giyinip yanına
gidene kadar geldiğine asla inanmadım. Hani sizin de eşek şakası yapan şerefsiz
bir arkadaşınız illa ki vardır. Onlardan biriyle karıştırıp gelmediğini
düşündüm. Ama yanılmıştım. Yanılmak bu kadar güzel olabilirdi. Oradaydı işte.
Gelmişti. Hem de benim için. Yalnızım diye depresyona gireceğim gün yanıma
gelmişti. Bu kadar harika biri yani. Sonra başka bir arkadaşını bekledik. O da
geldikten sonra kahvaltı yaptım. Tabi aralarında her an aç olan sadece ben
olduğum için sadece ben yedim. Onu bırakıp bileklik almaya gittik. En sevdiğim
renk olan mor bir bileklik aldık. Tabi bir güzel kazıklandı ama yakıştı yani
kerataya. Oradan başka bir arkadaşının yanına gidip oturduk. Oradan da gittik.
Benden önce tanıdığı, önceden benden daha yakın olduğu kim varsa uğradık ama
hep benim yanımda kaldı. Gidip nargile içtik. Yani sadece o içti bende izledim.
Onu dinledim. Bana olaylar anlattı. Ailesini, arkadaşlarını, okulunu… Dinledim
bende işte. Oraya da bir arkadaşı geldi. Sonra akşam yemeğine gittik.
Sevgilisini aradı orada. Bende konuştum kızla. Kızın sesi nasıl güzel anlatamam
ama. O kadar yakışıyorlar ki. Tabi bende çıksınlar diye az dil dökmedim. Neyse
yemeğimizi de yiyince harika günün sonuna doğru hızla yürümeye başladık. Otogara
gidip bilet aldık. Salak çocuk benden uzaklaşmak için 20 tl harcadı.
Anlamıyorum ne gerek varsa kal işte burada. Her gittiğimde icat edildiği güne
lanet ettiğim otobüsünün kalkmasına yarım saat varmış. Annemin beni öldürme
potansiyelini yok sayarak bankta oturup zamanı bekledik. Konuştuk öyle. Zaten
bütün gün hiç susmamıştık ki. Sonra oradan bir biber gazı aldı. Sevgilisine
götürecekmiş. Oranın ortamı kötüymüş her an yanında olamazsa diye almış.
İçimden kahretsin neden bana böyle insanlar denk gelmez diye geçirdim. Sonra
hemen anladım. Çünkü bana onu verdiği gibi işe yarayıp yaramadığını onun
üstünde denerdim. İşte bu yüzden asla mutluluğu yakalayamayacağım. Ondan sonra
zamanın geldiğini ve koca otobüsün bizim salağı beklediğini öğrendik. Hızlı adımlarla
oraya gittik. Sonra bana sıkıca sarıldı. Kahretsin neden her seferinde bu kadar
zor olmak zorunda. Yani çocuk öyle bir sarılıyor ki ‘’sizi kaltaklar bu çocuk
varken bana hiçbir şey olmaz’’ diye çığlık atmak geliyor içimden. Sonra da o
salak ozon tabakasını mahveden dört tekerlekli mal şeye binip gidiyor. Otogardan
nefret etmeme rağmen bu salağın beni önemsediğini hep burada fark ettim. Örneğin
onun için büyük anlamı olan türk bayrağını bana otogarda vermişti. Ve hep bana
otogarda bu kadar içten davranmıştı. Valizi kırdığımızda hiç kızmadığında da
beni önemsediğini anlamıştım. Ve yine beni önemsediğini belirterek benim için
geldiğini söyleyip gitti. Bir daha ne zaman geleceğinden emin değilim. Ama emin
olduğum bir şey var. Geldiğine mutlaka değecek. 29 Nisan 2014 Salı
Bu sefer ne
ben size bir hayalimi gerçekmiş gibi anlatacak kadar mutlu ne de hayallerim sizi
kıskandıracak kadar güzel. Hayatım da öyle büyük sorunlar olduğunu söyleyemem. Sorunların
hepsi küçük geliyordu hep bana. Ama çözmeyip bir kenara ittikçe çığ gibi büyüyüp
üstüme gelmeye başladı. Ben de herkes gibi hayal ettim. Küçük bir umudu her
şeyim haline getirdim. Sonra o umut yani tutunduğum tek dal kırıldı. Çok
yükselmeme neden olduğunu sandığım o dal yere sert çarpmama neden oldu. Aslında
ben karanlıktaydım çok büyük bir karanlıkta. Küçük bir kutup yıldızı buldum
kapkaranlık gecemi aydınlatıp bana yönümü gösterecek. Ya da ben öyle düşündüm
bilemiyorum. Her şeyi unuttum, onu görünce kalbimin sesi duyduğum en güzel
şarkıydı. Beraber yürürken adımlarımı benzetmeye çalışışım en güzel uyumdu.
Yürürken soluna geçmek gibi bir amacım olmasının sebebini asla bilmeyecek. Üzgünüm...
Ben sadece salak salak hayaller kuran aptal bir kızım. Evet öfkeliyim bu yazı
bu yüzden. Kalbimi kıranlara öfkeliyim. Çok değer verdiğim insanlardan birden bire
az değer görmek incitti beni. Hiç yapmaz dediklerim, yapmaz dediğim şeyleri
yaptı. Hiç gitmez dediklerim, hiç gitmeyeceğini sandığın anda gitti. Sonra
ağladım ama yalnız ağladım... Herkesle güldüm gidip yalnız ağladım. Kimse
görmesin, kimse üzülmesin, ben üzüleyim ben ağlayayım ama onlar üzülmesin dedim
ve yalnız ağladım. Çünkü ben kaldırabilirim ama onlar kaldıramaz dimi? Değil. Neyse böyle bir yazı bir daha olmayacak. Sanırım
kötü günümdeyim… Yarın uyanacağım ve gülümsemeye devam edeceğim. Ne de olsa
mutlu, hayal kuran bir kızım…24 Nisan 2014 Perşembe
Blogta genel olarak
hayallerden bahsediyoruz ve bahsedeceğiz. Yüksek ihtimalle herkesin hayali
bulunduğu şehirden alıp başını gitmek, aşık olmak, süper ötesi arkadaşlar,
sevdiği sanatçının konserine gitmek, binlerce güzel anı gibi şeylerdir. Bu sefer
size bir olayı anlatıp sonunda hayal kırıklığına uğratmayacağım. Hadi beraber
hayal edelim. Bir anda yakınlaştığınız bütün olduğunuz, yediğinizin içtiğinizin
ayrı gitmediği, sabah görüşeceğinize rağmen akşam telefonda konuştuğunuz,
binlerce anı topladığınız, kaş gözle her şeyi anlatabildiğiniz, birbirinize
anlayışla yaklaştığınız süper ötesi bir arkadaşlığınız var. Tabii süper ötesi
arkadaşlığın olmazsa olmazı çöpçatanlık sayesinde birde sevgili edindiniz. Çocukla
harikasınız millet hayal ediyor siz yaşıyorsunuz. Herkes ‘’oha ne tatlılar’’
diyor. Arkadaşlığınızdan geri de kalmıyorsunuz tabii. Hep beraber bambaşka bir
şehir hayal ediyorsunuz. Ama hayal etmekle kalmıyor oraya gitmek için çaba sarf
etmeye başlıyorsunuz. Örneğin lise çağındaysanız çalışıp üniversiteyi o şehirde
kazanıyorsunuz. Alıp başınızı gidiyorsunuz. Yanınızda süper ötesi arkadaşınız
ve sevgiliniz. Hayatınız mükemmel. İnsanlar sizi imrenerek anlatıyor. Üniversitede
de yeni arkadaşlar ediniyorsunuz ama asla süper ötesi arkadaşlığınız
eksilmiyor. Mesela yeni arkadaşlarınızla tanıştırıyorsunuz. Yeni arkadaşlarınıza
bitmek tükenmek bilmeyen anılarınızı anlatıp ortamı kahkahaya boğuyorsunuz. Beraber
bir şeyler yapıyorsunuz. Arkadaşınızla aynı eve çıkıyorsunuz. İstediğiniz her
şey oluyor. Toz pembe bir hayat. Biraz olsun ‘’off be ne güzel olurdu dediniz
mi?’’ Eğer söylediyseniz şimdi silkelenip kendinize gelin. Asla süper ötesi
arkadaşlığınız olmayacak. Lise arkadaşı ve aşkı lisede kalır. Üniversitede herkes
ideallerini arkadaşlığına/sevgilisine tercih eder ve mutlaka görüşeceğiz
sözleriyle bir daha asla görüşmemek üzere ayrılır. Zaten lisede zamanla bir çok
arkadaşlık çiğnenip geçilir. Örneğin eğer fen ya da öğretmen lisesindeyseniz hırsınız
arkadaşlığınızdan önce gelir ve ders çalışma uğruna kavga ederek ‘’süper ötesi’’
arkadaşlık biter, sevgiliye ‘’ders çalışmam gerek aklımı dağıtıyorsun’’ denilir
ve geride bırakılır. Eğer ders çalışıp bir yerlerinizi yırtmanız gerekmiyorsa
genellikle ‘’süper ötesi’’ arkadaşınız sizi ‘’oha ne tatlısınız’’ denilen
sevgilinizle boynuzlar ya da ‘’süper ötesi’’ arkadaşınız kendine yeni bir
arkadaş bulup size ‘’sende kimsin?’’ bakışları atmaya başlar. Sevgiliniz zaten
sizi 80. defa boynuzluyordur. Yani hayal kurmak çok güzel ama kendinizi
kaptırmayın. Çünkü hayat hayallerinizdeki kadar toz pembe asla olmayacak.
Evet o kadar şanslıydım.
Sizi flört evremizi anlatıp iyice kıskandırmayacağım. Onun yerine ilk dışarı
çıktığımız günü anlatacağım. En yakın arkadaşlarımı eve toplamıştım. Ve tabi
bütün seksi kıyafetlerini de. Adeta küçük bir defileydi. Binlerce kıyafeti
gidip çıkardım ve tabi ki ilkini giyip çıktım. Bu sırada çocuğu yarım saat
bekletmiş oldum. Gittiğim gibi sarıldı bana. ‘’Hop yavaş’’ diyordum neredeyse
zor tuttum kendimi. Deniz gibi kokuyordu. Bende tadını çıkardım. 1 yıl kadar
kesin öyle kaldık. Herkes bize bakıyordu. Utandım. Kafamı boynuna gömdüm. O an
fark ettim ki orası için yaratılmıştım. Sonra elimi tuttu ve sahilde yürüdük.
Nereye dediğimde görürsün cevabını aldım. En nefret ettiğim şey nereye
gideceğimi bilmemek tabii bunu ona söylemedim. Salak kendini romantik sansın
diye. Ve yeri görünce ‘’yok artık’’ diye anırmak istedim. Yemyeşildi hem de her
yer. Oturduk hemen. Kahvaltı yaptık. Yok yoktu küçücük soframızda. Sonra
çimenlere yattık. Güneş gözüme tecavüz ediyordu tabi ben yine romantizmi
bozmamak adına sesimi çıkartmıyordum ki çocuk çantasından gözlük çıkardı. Bu
kadar olabilirdi. O kadar odun, süzme salak erkeklerin nedenini o an anlamıştım
çünkü bizim ki onların haklarını da hunharca almıştı. Bütün gün öyle yattık
yani. Konuştuk her şey hakkında konuştuk. Bu sırada ben ona gökyüzüm demeye
karar verdim. Malum gözleri… O ise bana uykum. Çünkü onu esnetmiştim. Salak
asla neden esnediğini anlamayacak. Ama bana uykum demesine sesimi çıkarmadım.
Bence saçma bir şekilde romantikti. Buda ilk buluşmamız olmuş oldu. Heyecanla
bekleyin yeni anılarımla geri döneceğim.21 Nisan 2014 Pazartesi
Şimdi size sevgilimden bahsedip dondurmayı kaşıklayarak depresyona
girmenize sebep olacağım. Saçmaladım pardon filmlerdeki gibi depresyona girmek
bile sizin hayaliniz. Bir kafede oturmuş kahvemi içerek sanki hayatımda bir
hareket varmış gibi günlük yazıyordum. O sırada hafif bir rüzgar esti kafamı
kaldırıp baktığımda içeriye o girmişti. Siyah saçları, beyaz teni ve siyah kıyafetleriyle
bir anda herkesin dikkatini çekmeyi başarmıştı. Tıklım tıklım dolu kafede beni
nah görür düşüncesiyle tekrar yazmaya başladım. Başımda biri dikiliyordu. Garsona
‘’Ne istiyorsun be’’ demek için başımı kaldırdığımda garsonun yanında ki taş
çocuğu fark ettim. Yok artık bir de gözleri utanmadan mavi mi yani! İnsan geri
kalanları da düşünüp biraz mütevazi olur. Bu kadarda taş olunmaz ki. İşte bu
düşüncelerimi garsonun iğrenç sesi böldü; Afedersiniz hiç boş masamız kalmadı.
Sizin içinde sakıncası olmazsa… Ah tabi ki neden olmasın. Denyo ben kesinlikle
bir denyoyum bari cümlesini bitirmesini bekleseydim. Görmemiş Abaza dedi kesin
çocuk. Her neyse nasıl olsa sevgilisi vardır boşuna sarkmıyım diyerek günlüğümü
yazmaya devam ettim. O an bir sigara yaktı. Bir sigara bir adamın dudaklarıyla
ancak bu kadar uyumlu olabilir. Bir duman bir adamın yüzünün beyazına ancak bu
kadar istekli olabilir. Ve kadın bir adamın sigarasının dumanına ancak bu kadar
aşık olabilir… Evet ona o an aşık olmuştum. Ama hiç ümidim yoktu. Sonra bakışlarının bana kaydığını hissettim. Ama
bakamıyordum çünkü gökyüzünün bir parçası gibi görünen o gözleri beni ve kalbimi
bir salağa dönüştürmesinden korkuyordum. Esneme yöntemini kullanarak hem
esneyip hem de günlüğü yazmaya devam etim. Eğer beni izliyorsa mutlaka ben
esneyince oda istemsiz şekilde esneyecekti biyokimyasal olarak. Esnediğini hissettiğim
an şaşırdım çünkü çok fazla popüler ya da güzel kız standartlarına giren bir
kız değildim. Ama artık bunun hiçbir önemi yoktu. Günlük yazamaz hale gelmiştim
beynim oraya odaklıydı. Kalkmam gerekiyordu piyona dersi saatim gelmişti hesabı
istedim. Garson geldiğinde eşyalarımı çantaya yerleştiriyordum. Hesaba baktığımda
bir not iliştirildiğini gördüm. Çok güzel esniyorsun ;) 05XX XXX XXXX Yok artık
bu kadar şanslı olabilir miydim?18 Nisan 2014 Cuma
Oha yine çok ciddiyim :D bu bloğu açtığımızda hep güzel
şeyler olmuş gibi anlatıp sizi kıskandırmak sonra da acımasız gerçeği hem sizin
hem de kendimizin yüzüne çarpmayı planlamıştık. Ama şimdi gerçekten
kıskanacağınız ve gerçek ötesi mükemmel bir şey anlatacağım. Kıskanmaya hazır
olun. Bir arkadaşımdan bahsedeceğim size. Geçen sende de aynı sınıfta olmamıza
rağmen iki kelimeden fazla konuşmadığım biri. Ama durun öncelikle kendimden
bahsedeyim. Bu yaşıma kadar kızların zor olduğuna karar verip genellikle
erkeklerle takılmış bir kızım. Lakin bir gün her şey değişti. Sınıf öğretmenimiz
çok sevdiğim bir babalıktır kendileri… Çok konuştuğuma karar verdi –ki dibine
kadar haklı- Dolayısıyla yerimi değiştirdi. Ve 3 kızın arasına düşmüş oldum. Hepsinden
kısaca bahsedeceğim. Biri turuncu kısa boylu anne içgüdüsü olan bir patates. Diğerinden
bahsetmek istemiyorum. O iğrenç bir insan. Ama hakkını yemeyelim gideri var
hani. Neyse diğeri ise uzun. Bir kız bu kadar heyecanlı, mutlu ve depresif
olabilir. Bu cümleyi ilk okuduğunuzda muhtemelen hayal edememişsinizdir. Üzülmeyin
bu sizin probleminiz değil. Zaten çok hayal edilebilinir bir patates de
değildir kendileri. En küçük problemi ölüm kalım meselesi haline getiren, kopya
çekmeyi beceremeyen, asla insanları kıramayan, platonik aşk konusunda mastır
yapmış biri. İkimizde ilk tanıştığımız insana karşı çok çekingen davranırız
normalde. Ama bu çok farklıydı. Sanki önceden tanıyormuşum gibiydi. Hemen o gün
bana hoşlandığı çocuktan bahsetti. O günde beri de ondan bahsediyor :D
Hayatımız birbirinden çok farklı. Davranışlarımız da öyle. Yine de beraber çok
bi bütün olduk. Onun dertleri benim için o kadar önemli hale geldi ki… Önceden
biri söyleseydi ‘’Saçmalama bunu mu umursayacağım’’ derdim. Her problemi
beraber çözmeye, her şeyi beraber yapmaya başladık. Bir anda bu kadar yakın
olunabilinirdi. Ha merak ettiyseniz söyleyeyim hala çok konuşuyorum :D Ama
babalık artık bana dokunmuyor. Senin karizmanı yerim babalık. Buradan çok
selamlar… Tabi bu kadar konuşmaya tepki büyük olur diye yazmaya başladık ve
işte büyük aşk böyle alevlendi… 70’lerde ki kelimelerle birbirimize aşk
mektupları yazmaya başladık –sevgilisizlik zor zanaat- Kendileri neredeyse
kendini unutacak bir insan olduğu için düzenli kullanması gereken ilaçları
hatırlamayı görev edindim. Her gün nasıl olduğunu merak etmek, derdine anında
çözüm bulmak görevlerim arasındadır. Bunlar çok enterasan şeyler. Dert dinlerken
bileklerini dikine kesmek isteyen bir insanımdır normalde. Ama onu dinlerken
olabildiğince çözüm üretmeye çalışıyorum. Kendi de bana aynı şekilde
davranıyor. Benim yerime depresyona girdiği bile oldu. Çok moralim bozuk olduğu
için bana sürpriz hazırlamış bir insan. Ne kadar değerli olduğunu artık siz
düşünün. Adaya düşsem bütün yiyecekleri yiyeceğine emin olmama rağmen yanıma
mutlaka olmak isteyeceğim biridir. Hayal kurmanın sadece üzüntü getireceğini
düşünmeme rağmen en ince ayrıntısına kadar üniversite hayalleri kurduğum biri. O
gerçekten çok farklı biri. Herkesin tanıması gereken ama kimsenin tanımasını
istemediğim biri. Cam fanusa tıkıp odamda saklamak istediğim aynı zamanda ne
kadar iyi bir arkadaşım olduğunu herkese göstermek istediğim biri. Ben bir
dostlukta sonsuzluğu buldum bu hayatta daha iyi ne olabilir ki? Sizi daha fazla
kıskandırmak istemiyorum. Sadece umarım bir gün bir şekilde sizde böyle bir
arkadaş edinirsiniz. Çünkü böyle bir arkadaşınız olduğu sürece asla
yıkılmıyorsunuz. Yıkılmama, üzülmeme, yanlış şeyler yapmama ve yalnız kalmama
asla izin vermediği için çok şanslıyım. Ve yazının sonu artık kıskanabilirsiniz
ben buralarda olacağım.
Bir arkadaşımdan bahsetmeliyim sizlere…1 yıl boyunca sadece selam verdiğim daha sonra tesadüfler zincirinde bir anda piyangodan çıkmış gibi hayatıma giren bal..onu bal diye seviyorum bunu duman dinleyenler daha iyi anlar onlara daha özel gelir.. öyle yakın olduk ki bir anda iplik gibi çözüldüm onun yanında.sürekli yanımda olmaya başladı.sorunlarını benimle paylaştı.anlattıklarımı dinledi.. duygularımı yüzümden anlayıp benim bile bilmediğim özelliklerimi bana hissettirdi evet belki ilk defa bir arkadaşım kim olduğun nereden geldiğim nasıl biri olduğumu önemsemeden kırdı buzdan şatomu.Artık daha sıcak hissediyorum kendimi. Bu kız öyle bir şey ki acısından ölse fark ettirmez yinede güler bana. Salak ya der o salak kelimesi bütün sevgi sözcüklerini ezer geçer bende. Dalgasına 70'lerde ki gibi aşk mektupları yazarız canımız sıkıldıkça birbirimize ben onun Bahar çiçeğiyim o benim Zülfikar'ım olur.. o an ki mutluluğum gülüşlerim beklide bir daha bulamayacağım önemli anılarım. Keşke anılar sonsuza kadar yaşasa. Hayaler kurduk birlikte üniversite,farklı şehir ne dersiniz buna bilmiyorum ama güzel hayaller. Öyle güzel ki insan dokunup kirletmekten korkacak. Öyle güzel ki gerçekleşmeyeceği çok belli. Öyle güzel ki bizim olmayacak kadar hemde .Yine de hiç bozmadık birbirimizi biz yine inanmaya devam edelim umut önemli şey. Bazı insanlar vardır ya hani ailen gibi. Bu kız öyle. Pek anlamaz kızsal triplerden falan. Çok kıskanırım onu herkesten. Sanki benim haricimde herkes onu yeme potansiyeline sahipmiş gibi sahiplenirim içimden. Ama kendinin bile bilmediği duygusallığı vardır. Bu sanırım uzun süredir sakladığı acılarından kaynaklanıyor. Onu seviyorum onu sevdiğim için çok şanslıyım. Onu tanıdığım için çok şanslıyım. Hayatımda olduğu için çok şanslıyım. Bana değer verdiğini hep hissettirdiği için çok şanslıyım. Korkularımı saklamak zorunda kalmayıp onunla paylaştığım için çok şanslıyım. Ben bir dostlukta sonsuzluğu buldum sevgili okurlar ben bu sefer gerçekten çok şanslıyım… Eylül gibi bir dostum olduğu için…
Kaydol:
Yorumlar (Atom)

